Görmek lazım,bakmak yetmez.İnsan gözleri önüne serilmiş sisi dağıtmak zorunda,kendini değil.Kendini dağıtış,kendini hiçe vuramamak.Anlayıp kavramak yerine tutup okşamak dünyayı.Zihinlerde tasavvur edilen imajı kaybetme korkusu.
Yanlış hedefe doğrultulan namlu ve ardından çığlık!Güç denemesi maalesef karavana.Ne hazin işkence.Ve bu işkenceyi erdem haline getirmek:Özgürlük.Arzularına,hırslarına ve bin türlü iştihalarına can-ı gönülden bağlı bu bedbin nasıl özgür olabilir.
Bakarlar,görmezler; görseler,anlayamazlar.Hayallerinde bile aldanışlar var.Kendi trajedileri,kendi komedileri.Her komedi gibi buna da gülmelisin,gözlerin niye var?Hayatı saçlarınla bağlamalısın hırslarına,saçların niye var?Öfkeni sev yalanları sev,kalbin niye var?Haydi,alkışla beni,ellerin niye var?
Korkma!Sadece düştün.Ufak bir sıyrık,geçer şimdi meraklanma.Ben niye varım?
3 Ocak 2010
27 Aralık 2009
25 Kasım 2009
Günah Görmemiş Bakışlara..
Bir bakış...İnsanı tüm hücrelerine kadar yaralayan bir bakış.Alınamayan nefes,atılamayan adım.Ve sadeliğin o zor tasviri.Ölümsüz ruhundan taşan damlaların hayat vermesi.
Bir çift göz...Asalet ve masumiyet.Yağmurla yıkanmış toprağın efsunlu kokusu.Camlarda ışıl ışıl parlayan batmaz güneş damlacıkları.Serkeş ve sersemleten bir çift göz.
Bir çehre....İnsanı itidale zorlayan bir çehre.İradeyi felce uğratan hayranlık.İnsanı bedeni varlık olmaktan soyutlayan;ona yeni bir iklim,yeni hülyalar kazandıran bir çehre,aydınlık!
Kendi rızasıyla esarete razı olan bu bedbin elbette kobraların zehrine maruz kalacaktır.Bu asil çehrenin masum gözlerinden süzülen her bakış ölümcüldür.Merhaba ey Ölüm!
29 Ekim 2009
BİZE İTHAF OLSUN
Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım.
Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o, duydum dediğim bir yanlıştır.
Şimdi ayın, şın ve kaf’ları çıkardılar elif-be'lerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden
Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak
Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda
Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız.Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!
Sana varacak yolların çilesimiydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!
Çandarlı'dan cevap... İskender PALA/Kitab-ı Aşk
Çandarlı'dan cevap... İskender PALA/Kitab-ı Aşk
9 Ekim 2009
Tüm İnsanlığa İthaf olsun!
İnsannn...Varlığının başı kokmuş bir damla,sonu kokmuş bir ceset ve hayatı boyunca pislik taşıyıcısı.Kendi arzu ve ihtiraslarının müstahdemi,sonsuz hırsı ve ihtiyacıyla bir zaaflar bütünü.Her zaafı bir boyun eğişin sebebi.Bazen yaşamak bazen ölmemek için hep ödün verdi ve bazende yaşatmak için...Maslov ve onun acizler piramidi.Bu rönesans artığı psikolog ,materyalist ve determinist insanı nede iyi tarif etmiş.Yaşamalı insan;yaşamak için:nefes almalı,nefes alıyorsa yemeli içmeli,mental sonrasında metafizik tatmin ardından toplum içi saygı kaygısı ve sevgi sanrıları ve en sonunda bir muallak ve keşmekeş ''kendini gerçekleştirme''.Neden???Çünkü insan hiçdir değersizdir kendi nezdinde,garip ve sanal uğraşlarla kendini değerli addeder.Kimi giydiği ile kimi yediği ile kimi barındığı kimi gezdiği kimi sevdiği kimi ezdiği kimi bildiği ile değerli olur.
İnsan hiç değişmedi.Adem'den bu yana hep aynı kaldı.Hep şeytana kandı,memnu veyvasına sarıldı.Onun ağacını salladı durdu.Kafasına düşen onca garip nesneye atlattığı binbir badireye rağmen hiç usanmadı,utanmadı,sıkılmadı...Ve asla ibret almadı!
İbret vesikası-7 Çandarlı'ya armağan.
İnsan hiç değişmedi.Adem'den bu yana hep aynı kaldı.Hep şeytana kandı,memnu veyvasına sarıldı.Onun ağacını salladı durdu.Kafasına düşen onca garip nesneye atlattığı binbir badireye rağmen hiç usanmadı,utanmadı,sıkılmadı...Ve asla ibret almadı!
İbret vesikası-7 Çandarlı'ya armağan.
27 Eylül 2009
MAĞARA
Bir mağaraya düştün dostum..Girişi boydan boya gün ışığına açık bir yeraltı mağarası.İnsanlar düşün bu mağarada.ÇoCcukluktan beri zincire vurulmuş hepsi;ne yerlerinden kımıldamaları,ne başlarını çevirmeleri kabil,yalnız karşılarını görüyorlar.Arkalarından bir ışık geliyor..uzaktan,tepede yakılan bir ateşten.Ateşle aralarında bir yol var,yol boyunca alçak bir duvar.Gözbağcıları seyircilerden ayıran setleri bilirsin,üzerlerinde kuklalarını sergilerler,öyle bir duvar işte..Ve insanlar düşün,ellerinde eşyalar:Tahtadan,taştan insan veya hayvan heykelcikleri,boy boy,biçim biçim.Bu insanlar duvar boyunca yürümektedirler,kimi konuşarak,kimi susarak.Garip bir tablo diyeceksin,hele esirler daha da garip.Doğru..O esirler ki ömür boyu başlarını çeviremeyecek,kendilerini de,arkadaşlarını da,arkalarından geçen nesneleri de duvara vuran gölgelerinden izleyecekler.Şimdi de mağarada seslerin yankılandığını düşün..Dışarıdan biri konuştu mu,esirler gölgelerin konuştuğunu sanır,öyle değil mi?Kısaca,onlar için tek gerçek var:Gölgeler.
Tutalım ki zincirlerini çözdük esirlerin,onları vehimlerinden kurtardık.Ne olurdu dersin,anlatayım..Ayağa kalkmağa,başını çevirmeğe,yürümeğe ve ışığa bakmağa zorlanan esir,bunları yaparken acı duyardı.Gözleri kamaşır,gölgelerini görmeğe alıştığıcisimleri tanıyamazdı.Biri,ona: "Ömür boyu gördüklerin hayaldi.Şimdi gerçekler karşı karşıyasın" diyecek olsa, sonra da eşyaları bir bir gösterse,"bunlar nedir" diye sorsa,şaşırıp kalır,mağarada gördüklerini,şimdi gösterilenlerden çok daha gerçek sanırdı.
Bir de düşün ki tutsağı mağaradan çıkarıp dik bir patikadan güneşin aydınlattığı bölgelere sürükledik.Bağırdı,yanıp yakıldı,öfkelendi...Kulak asmadık.Gün ışığına yaklaştıkça gözleri daha çok kamaştı.Hiçbirini seçemez oldu gerçek nesnelerin.Sonra,yavaş yavaş alıştı aydınlığa.Önce gölgeleri farketti,arkasından insanların ve cisimlerin suya vuran akislerini.Akşam olunca göğe çevirdi bakışların,ayı gördü,yıldızları gördü.Zamanla güneşin sulardaki aksine bakabildi.Nihayet gökteki güneşe çevirdi gözlerini.Ve düşünmeğe başladı.Ona öyle geldi ki mevsimleri de,yılları da güneş yaratıyor,görünen dünyanın yöneticisi o.Esirlerin mağarada gördükleri ne varsa onun eseri.Ve eski günlerini anımsadı.Ne kadar yanlış anlamışlardı bilgeliği.Mutluydu şimdi,mağarada kalan arkadaşlarına acıyordu.Eski hayatına,eski vehimlerine dönmemek için her çileye katlanabilirdi.
Adamın mağaraya döndüğünü tasavvur et.Karanlığa kolay kolay alışabilir mi?Dostlarına hakikatı söylese dinlerler mi onu?Ağzını açar açmaz alay ederlerdi:"Sen dışarıda gözlerini kaybetmişsin,arkadaş.Saçmalıyorsun.Biz yerimizden çok memnunuz.Bizi dışarı çıkarmağa zorlayacakların vay haline.."
İşte böyle aziz dostum.Sana anlattığım hikaye kendi hikayemizin tasviridir.Yer altındaki mağara:Görünürler dünyası.Yücülere çıkan tutsak,meseller(idea'lar) alemine yükselen ruh..
Tutalım ki zincirlerini çözdük esirlerin,onları vehimlerinden kurtardık.Ne olurdu dersin,anlatayım..Ayağa kalkmağa,başını çevirmeğe,yürümeğe ve ışığa bakmağa zorlanan esir,bunları yaparken acı duyardı.Gözleri kamaşır,gölgelerini görmeğe alıştığıcisimleri tanıyamazdı.Biri,ona: "Ömür boyu gördüklerin hayaldi.Şimdi gerçekler karşı karşıyasın" diyecek olsa, sonra da eşyaları bir bir gösterse,"bunlar nedir" diye sorsa,şaşırıp kalır,mağarada gördüklerini,şimdi gösterilenlerden çok daha gerçek sanırdı.
Bir de düşün ki tutsağı mağaradan çıkarıp dik bir patikadan güneşin aydınlattığı bölgelere sürükledik.Bağırdı,yanıp yakıldı,öfkelendi...Kulak asmadık.Gün ışığına yaklaştıkça gözleri daha çok kamaştı.Hiçbirini seçemez oldu gerçek nesnelerin.Sonra,yavaş yavaş alıştı aydınlığa.Önce gölgeleri farketti,arkasından insanların ve cisimlerin suya vuran akislerini.Akşam olunca göğe çevirdi bakışların,ayı gördü,yıldızları gördü.Zamanla güneşin sulardaki aksine bakabildi.Nihayet gökteki güneşe çevirdi gözlerini.Ve düşünmeğe başladı.Ona öyle geldi ki mevsimleri de,yılları da güneş yaratıyor,görünen dünyanın yöneticisi o.Esirlerin mağarada gördükleri ne varsa onun eseri.Ve eski günlerini anımsadı.Ne kadar yanlış anlamışlardı bilgeliği.Mutluydu şimdi,mağarada kalan arkadaşlarına acıyordu.Eski hayatına,eski vehimlerine dönmemek için her çileye katlanabilirdi.
Adamın mağaraya döndüğünü tasavvur et.Karanlığa kolay kolay alışabilir mi?Dostlarına hakikatı söylese dinlerler mi onu?Ağzını açar açmaz alay ederlerdi:"Sen dışarıda gözlerini kaybetmişsin,arkadaş.Saçmalıyorsun.Biz yerimizden çok memnunuz.Bizi dışarı çıkarmağa zorlayacakların vay haline.."
İşte böyle aziz dostum.Sana anlattığım hikaye kendi hikayemizin tasviridir.Yer altındaki mağara:Görünürler dünyası.Yücülere çıkan tutsak,meseller(idea'lar) alemine yükselen ruh..
8 Eylül 2009
Geleceğe İthaf Olsun..
Bir zamanlar kapıkullarımız olanları Çağdaş Medeniyet Seviyesi'nde ilan etmek,ne büyük çelişki!
Hazin olanı,bu dipsiz seviyeye inmeye çalışmak.Kapıkulu olmaya çalışmayalım.Olmamız gereken tek şey :Kendimiz.Ruh ve mana köklerine bağlı,başı dik ve onurlu,şerefli mazisine layık bireyler olmalıyız.İnsanlık ancak bu denli tutkulu nesillerin yetişmesiyle ait olduğu çıtaya yükselebilir.
İnsanlığın ufku, temiz ve masmavi göklere, ancak adil dünya anlayışına sahip bireylerce genişleyebilir..Bu ihtişamlı ufka ilerlerken Adalet tohumunu dünyanın bütün topraklarına ekmek niyetiyle hareket etmekten başka amacımız olamaz.
Bakışlarında eşitlik duygusunun kaybolmadığı,gönlünün her daim dupduru olduğu,kudretli kanında tutkulu heyecanın devamlı var olduğu ve tek gayesi Hakk'ın rızası olan nesillerimizin yetişmesi dileğiyle...
Hazin olanı,bu dipsiz seviyeye inmeye çalışmak.Kapıkulu olmaya çalışmayalım.Olmamız gereken tek şey :Kendimiz.Ruh ve mana köklerine bağlı,başı dik ve onurlu,şerefli mazisine layık bireyler olmalıyız.İnsanlık ancak bu denli tutkulu nesillerin yetişmesiyle ait olduğu çıtaya yükselebilir.
İnsanlığın ufku, temiz ve masmavi göklere, ancak adil dünya anlayışına sahip bireylerce genişleyebilir..Bu ihtişamlı ufka ilerlerken Adalet tohumunu dünyanın bütün topraklarına ekmek niyetiyle hareket etmekten başka amacımız olamaz.
Bakışlarında eşitlik duygusunun kaybolmadığı,gönlünün her daim dupduru olduğu,kudretli kanında tutkulu heyecanın devamlı var olduğu ve tek gayesi Hakk'ın rızası olan nesillerimizin yetişmesi dileğiyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
